Kayıp ve Yas Üzerine: Fleabag ve Hot Priest

Fleabag’in Priest’le karşılaşması, karakterin annesinin ve en yakın arkadaşı Boo’nun kaybının ardından yasın içinde olduğu bir döneme denk gelir. Bu nedenle aralarındaki ilişkiyi yalnızca “imkansız bir aşk” olarak okumak eksik kalır.
Fleabag kayıpların ardından henüz tam olarak yas tutabilmiş değildir. Suçluluk, öfke, özlem ve kendine yönelmiş bir agresyonla uğraşmaktadır. Priest’le kurduğu ilişkide başka bir insanla, savunmalarının büyük bir kısmını geri çekebildiği gerçek bir yakınlık kurar. Kırılganlığını saklamadan durabilir; rahip ise onu olduğu gibi görür. Kimse tarafından gerçekten görüldüğünü hissedemeyen Fleabag için bu ilişkinin açtığı alan çok önemlidir. Herkes, belki özellikle de babası, onu sorunlu ve uyumsuz bulur ancak rahip onu tam da böyle yönleriyle sever. Dizi boyunca Fleabag’in dördüncü duvarı yıkmasını fark eden tek karakter ise rahiptir.
Fleabag’in de rahibi yalnızca kendisini gören kişi olarak değil, kendi çatışmaları, çıkmazları ve kırılganlıkları olan bir insan olarak görebilmesi, aralarındaki ilişkiyi gerçek bir karşılaşmaya dönüştürür. Birbirlerinde rastlanması ender olan bir yakınlık, görülme ve ilişki imkânı bulurlar. Biz de izlerken onların tüm imkânsızlıklara rağmen bu ilişkiye sahip çıkabilmelerini isterken buluruz kendimizi. Çünkü gördüğümüz şey, sürdürülemese bile gerçek bir yakınlıktır.
Bu iki karakterin hikayesinde üzerine en düşünülesi şey yastır. Kayıplar, ayrılıklar ve üzerine tutulabilen yaslar acı verdiği kadar bizi büyütürler de. İlk nesnelerimizden başlayarak, kendimizle ve dünyayla kurduğumuz ilişkiyi mümkün kılan pek çok şeyi zaman içinde kaybederiz. Kendi yolunu bulabilmek bir ölçüde, artık geri getirilemeyecek olanla yaşayabilmekle mümkündür.
Bu anlamda bazı ilişkiler, kişinin daha önce tutamadığı yasların yeniden sahnelenebildiği yerler haline gelir. Sevilen kişi hem kendisi olarak hem de geçmişte kaybedilmiş nesnelerin izlerini taşıyarak öznenin ruhsal alanına dahil olur. Aşk bu anlamda yeni bir nesneye yönelmek olduğu kadar, kişinin kendi nesne tarihiyle yeniden karşılaşmasının bir biçimi de olabilir.
Fleabag ile Priest arasındaki ilişkinin bu kadar etkileyici olmasının sebebi biraz da burayla ilgilidir. Çok özel ve karşılıklı bir yakınlık kurarlar; fakat bu yakınlık birlikte kurmayı seçtikleri bir çift ilişkisine dönüşemez. Rahip kendi seçtiği hayatın içinde kalır, Fleabag ise onun yokluğuyla karşılaşmak zorundadır. Üstelik ilişkinin imkansızlığı sonradan ortaya çıkan bir engel değil, ilişkinin başından beri taşıdığı bir sınırdır. Birbirlerini görebilirler, fakat ortak bir hayat kuramazlar.
İlişkinin sonu yalnızca romantik bir hayal kırıklığı değildir. Fleabag için başka bir derin kaybın deneyimlenmesidir. Priest, eski kayıpların izlerini de taşıyan ruhsal bir tarihe dahil olur. Onun kaybıyla bu tarih yeniden uyanır. Fleabag’in hem acı çektiğini hem de rahibin seçtiği yolu kabullendiğini görürüz.
Kayıp deneyimlerinde nesnenin yokluğunda kalınabilir hale geldiğinde, kişi kaybı inkâr etmek ya da bir ikame koymak yerine yas tutabilir hale gelir. Fleabag’in bu kez yasını tutup tutamadığını bilmiyoruz. Belki de dizinin bize bıraktığı en önemli sorulardan biri budur: Fleabag, Priest’in kaybıyla birlikte yalnızca onu değil, onunla birlikte yeniden uyanan eski kayıplarını da taşıyabilecek, yokluğuyla yaşayabilecek ve yas tutabilecek bir yere gelebilmiş midir?
Yorumlar